HÜKÜMET: YA HUKUKUN BERİSİNDE YA DA ÖTESİNDE…

HÜKÜMET: YA HUKUKUN BERİSİNDE YA DA ÖTESİNDE…

AKP Hükümetleri hukukun gereklerini yerine getirmedikleri için, ürettikleri krizleri, yine hukuk dışı yol ve usûllerle aşmaya çalışıyor. Oysa, hukuka saygı gösterseler, o denli büyük kriz ya da kaos çıkmayacak; ya da ortaya çıkan sorunlara hukuk kuralları çerçevesinde pekâlâ çözüm bulunabilecekti.

Bunun anlamı şu: AKP, ya hukukun berisinde veya ötesinde; hukuku hiçbir zaman merkeze koymuş değil. Bir örnek: Milli Eğitim Müdürlerini tasfiye için, yönetmelik yoluyla hepsinin görevi sonlandırıldı ve hemen yeniden atama yaparken, bir kısmının göreve dönmesi sağlandı; istenmeyenler ise, tasfiye…

Oysa asıl tasfiye edilen hukuk…

SİYASETİN HİZMETİNE KONAN HUKUK

AKP hükümeti ve TBMM’deki çoğunluğu, Anayasa-yasa-KHK-tüzük-yönetmelik zincirinde sürekli bir araçsallaştırma yaptı. İstediği kadar ve şekilde değiştirdi, uyguladı; sonra yeniden düzenleme yaptı.

Bunu, sadece kamu yönetiminde değil, kamu ihalesinden doğal zenginliklerin yağmasına ve çevresel tahribata kadar her alanda yaptı.

Böylece, hukuk siyaseti değil, siyaset hukuku biçimlendirmiş oldu.

Bu arada en genel ve yaygın tahribata uğrayan yine hukuk oldu. İki büyük olay, bunun göstergesi:

ALDATILAN MI, ALDATAN MI?

17 ve 25 Aralık operasyonlarından sonra, “her istediklerini verdikleri halde Cemaat mensupları”nın kendilerini “aldattıkları” ve “paralel devlet” kurdukları gerekçesiyle, operasyonculara karşı amansız bir savaş açtı AK Parti Hükümeti.

Hukuk dilindeki anlamı şu: kamu hizmetinde, “görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” (Any, md. 70) şeklindeki emredici kuralın gerekleri değil, partizan anlayış belirleyici oldu. Bunun sonucu, Anayasa dışı bir “paralel devlet” kuruldu. Şimdi yaptığı, onları  hukuk dışı yollardan tasfiye etmek.

“Barış süreci”, işin doğası gereği TBMM nezdinde yürütülmesi yerine, Parti tekelinde, daha doğrusu “Başkanın adamları” yoluyla kotarılmak istendi.

20 Temmuz Suruç katliamı sonrası, akmaya başlayan kan, Güneydoğu’nun cephaneliğe dönüştüğünü de gün ışığına çıkardı. Şimdi, “PKK bizi aldattı” deyip, birçok il ve ilçede “güvenlik bölgesi” adı altında “Anayasa dışı” bir yönetim yoluyla, bölgeyi silahlardan arındırmaya çalışıyor…

Hukuk bunun neresinde? Ne berisinde, ne de ötesinde…

YA SİYASÎ ETİK?

Siyas? ahlâk vurgusu, AKP’nin 12 Eylül Kongresi çıktıları arasında. Siyasal ahlâk, öncelikle yöneticilerin toplumu doğru bilgilendirmesini gerekli kılar. Sadece iki örnek:

MİT tırları; “yardım malzemesi” taşıyordu Başbakanın beyanına göre. Resmedilinceye kadar halk aldatıldı. Gerçeği ortaya çıkaranlara ise, casusluk işlemi yapılmaya başlandı… Tablo aynı: öncesinde ve sonrasında hukuk yok.

Külliye de aynı: Başbakan, “benim sarayım” dedi; Cumhurbaşkanı seçilince, yine “benim sarayım” dedi. “Kaçak saray” ifşası ise, “ külliye” adıyla küllendirilmek istendi.

Bu iki olayla, PKK’nın yaptıkları arasında ilişki yok mu?

Ankara, ülke dışına gizli silah transferi yaparken, PKK dışarıdan içeriye silah sevkiyatı yapmış. Yine Ankara, günışığında devasa saray inşasına mesai harcarken, PKK Güneydoğu’da yer altını silâhla teçhiz etmiş…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK…

Kongre çıktılarından biri de, çevre ve şehircilikle ilgili başkan yardımcılığı: planlı kentleşme seferberliği başlatmak için mi?  Binlerce HES ve madencilik ruhsatını kurallara bağlamak için gözden mi geçirilecek? Başta ÇED olmak üzere çevre hukuku kuralları mı etkili kılınacak?

İNSAN HAKLARI BAŞKAN YRD.

Bir de İH başkan yardımcılığı ihdas edilecekmiş. Ne yapmak için? Hani, bazılarının söylediği gibi 2003 ruhuna dönmek için mi? Bunu önerenler için şimdilik yapabileceğim başlıca öneri, “Hangi İnsan Hakları?” kitabım (Der. P. Özcan, İmge, 2013).

Medya üzerinde yaygınlaşan resmi ve para-militer terör için,  geçen yıllarda olduğu “gazetecilikten değil” pişkinliğinin sergilenebildiği bir ortamda.

YA DEMOKRASİ?

Kongre’de seçim adına yapılan başlıca işlem, Hürriyet’e saldırıda yer alan milletvekilini Divan üyeliğine getirilmesi…

“GÖREV+YETLİ+SORUMLULUK” KİMDE?

 Parti kurmaylarının  kamuoyuna verdiği yanlış görüntü: sanki değinilen  olumsuzluk ve hukuk dışı durumlar, “görev+yetki+sorumluluk” zincirinin başka bir siyasal çoğunlukta bulunduğu döneme ait ve temizleme işi kendisine kalmış; tıpkı askeri darbede olduğu gibi.

Hepsi sizin döneminize ait. Bu nedenle, size hep hukuku ve demokratik siyaseti tavsiye eden muhalefeti “terörize etme”ye kalkmayın; “görev+yetki+sorumluluk” halkası içinde olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın!

Yoruma kapalı.