İstanbul Barosunun savunma örgütü olarak sav ve karar ile karşı karşıya gelmesi, belleğimi yargı ile karşılaşmalarıma götürdü. İşte son yirmi yıldan birkaç kesit:
I.-KAZANIMLARDA EN İLERİ EŞİK
AB adaylık sürecinin de etkisiyle 2000’de ivme kazanan demokratikleşme reformları 2005’e dek sürdü.
Üniversite dışında insan hakları görevlerim de vardı: BM İnsan Hakları Eğitimi Onyılı Ulusal Komitesi üyeliği, TBB İnsan Hakları Merkezi Başkanlığı ve Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanlığı. Bu çalışmalarımın bedelini 3 yıl süren yargılama ile ödedim. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun aklama kararı (Nisan 2008), ‘Ankara’da ceza yargıçları var’ dedirtti.
II.- CUMHURİYET ANAYASACILIĞININ SONU
İkiyüz yıllık birikime son veren 2017 Anayasa değişikliğine karşı çıkmanın ve barış akademisyeni olmanın bedeli, adımın KHK-686 ek çizelgesinde yer alması oldu. 2017’de başlayan yargılama, milletvekilliği dönemimde de sürdü. AYM kararı, “Ankara’da Anayasa yargıçları var” dedirtti ve ardından ACM aklanması geldi (Kasım 2019) . Ne var ki, kendini yargı kararlarının üstünde gören OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nu, ancak “Ankara’daki idare yargıçları” durdurdu (Kasım 2022).
İlk kısır döngü şu: TBMM’de, karşı çıktığım Anayasa kurgusunun uygulayıcısı ve bir bakıma ‘savunucusu’ oldum, anayasal keyfiliğin önüne geçmek için.
III.- AMANSIZ “SAVAŞ”: BİRİKİM VE YIKIM ARASINDA
Herkes için, her zaman ve her yerde “hukuku etkili kılma” kararlılığındaki İstanbul Barosu Başkanı için, “KHK ile ihraç edilmiş, ne idüğü belirsiz eski bir CHP Milletvekili” nitelemesi ve A. Öcalan için, “buyursun terörün bittiğini, örgütün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin” sözleri aynı kişiye ait (MHP Gn. Bşk, 22 Ekim).
Ankara’dan doğrultulan namlu, iki ay sonra ateşlenmeye başladı: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Avukatlık Kanunu’nu çiğneyerek Baro yönetimi hakkında soruşturma başlattı (22 Aralık 2024). Bu yasa dışı işleme, Adalet Bakanlığı sonradan olur verdi.
Hukuki dayanaktan yoksun ve usule aykırı ceza soruşturması ile yetinmeyen savcılık, yönetimin görevden alınması için de davaname(!) hazırladı. Davaname karşısında, İstanbul Barosunda 20 Ekim 2024’te birbiriyle yarışan gruplar, “seçimle gelen seçimle gider” ortak iradesinde buluştu. 23 Şubat 2025 Olağanüstü Genel Kurulu ile İstanbul Barosu, “hukuk yoluyla demokrasi” dersi verdi.
Kanun ve Anayasa dışı, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu antlaşmalara aykırı soruşturmaları ve davayı hukuk zemininde yürütme kararlılığımız sürekli oldu.
21 Mart duruşmasında beklenen sonuç çıkmayınca, ceza davası duruşması Silivri’ye kaydırıldı (28-29 Mayıs).
İstanbul Barosu yönetimi ise, bütün engellemere karşı sav+savunma+hüküm üçlüsünün ana ekseni olan savunma örgütü olarak görevini sürdürüyor.
Baro başkanı olarak, tıpkı önceki bütün görevlerimde olduğu gibi, görevlerimi yerine getirmek ve yetkilerimi kullanmak için yüksek sorumluluk bilincimi koruyorum.
İkinci kısır döngü ise şu; TBMM’de iken, baroları bölmeyi amaçlayan 7249 sayılı yasaya karşı vermiş olduğum mücadeleyi anımsayarak bu kez, yasa yoluyla ulaşılamayan hedefe Baro Yönetimine yönelik, adeta rövanşist bir operasyonla karşı karşıya bulunmaktayım.
Anayasa-TBMM, TBMM-yasa ve baro karşıtlıkları dizisi, kuşkusuz kaderin çifte cilvesi veya hukuk kahramanlığı değil, Başkent Ankara’dan ve dünya kenti İstanbul’dan birbirine karşıt söylem ve eylemler sarmalında “hukuksuzluk manzaraları”.
Temennimiz; bu kez, haklı olanın ortaya çıkmasını beklerken, “İstanbul’da da yargıçlar var” diyebilmek. (Gazete Baro, Mayıs 2025)
İbrahim Kaboğlu İbrahim Kaboğlu