Hukukta birlik ve tek hukuk, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği başlıca devrimdir. Bir Anayasa, bir Ceza Kanunu, bir Medeni Kanun, bir Dernekler Kanunu…
“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” (Any.m.11). Gerçek veya tüzel, özel veya kamusal her kişi ve kurum, dağdaki çobandan saraydaki en üst düzeydeki yöneticiye kadar ayrıksız herkes, aynı anayasa ve yasalara bağlıdır.
Bu, hukuk kurallarının nesnel ve kişilik dışı özelliğinden kaynaklanıyor. Yöneten ve yönetilenlerin hukukça eşitçe yönetimi olarak tanımlanan hukuk devleti, dayanağını Anayasa hükmünden alıyor (md.2). “Eşitçe yönetim”, atama veya seçim yolu ile göreve gelen, kamusal yetki kullanan bütün kişi, makam ve kurullar açısından geçerlidir. Seçim yoluyla göreve gelenlerin de hukuk kurallarına saygı göstermeleri gerektiği konusunda bir kuşku ve tartışma yoktur.
Seçme ve seçilme hakları Anayasa madde 67’de güvencelenmiş olup, seçimlerin genel yönetim ve denetim yetkisi Yüksek Seçim Kurulu’na aittir.
Bu anayasal güvenceler, yalnızca yasama ve yürütme organı seçimleri için değil, yerel yönetimler (md.127) ve barolar gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (md.135) için de geçerlidir. Üniversitelerde demokratik özerklik kuralı halen geçerli olsa idi, yine aynı güvenceler geçerli olacaktı.
Ulusal veya yerel, mesleki veya kurumsal ölçekte demokratik kurum yöneticileri, farklı grup ve programların yarışması sonucu belirlenir. Program ve vaatlerle başlayan ve uygulamada süren farklılaşmalara rağmen işlem ve eylemler açısından “hukuk” ortak payda oluşturur.
Hangi parti, hangi siyasal grup veya düşünce akımı, kişi veya kişiler grubu olursa olsun hepsinin ortak paydası anayasal düzendir. Bu konuda kilit kavram, hukuk yoluyla demokrasi olarak da ifade edilmektedir. “Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları” olarak Anayasa hükümleri, hukukça yönetimde eşitlik olarak hukuk devletinin tanımını da vermektedir. Bu bakımdan hukuk birlik, demokrasi ise çeşitlilik anlamına gelmektedir.
İstanbul Barosu açısından; “BARODA DEĞİŞİM için Hep Birlikte Yola Çıkalım. İSTANBUL BAROSU 2024 YILI DEĞİŞİM İÇİN AVUKATLAR PROGRAMI” başlıklı kitabı ile avukatlara vaatlerde bulunan Değişim İçin Avukatlar (DİA) grubu, 20 Ekim 2024 seçimlerinde kullanılan oyların çoğunluğunu alarak İstanbul Barosunu yönetmeye başladı.
Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, 24 Ekim Perşembe günü yönetimi devraldığı andan itibaren, “biz artık bir grup değil baro yönetimiyiz; bundan böyle söylemlerimiz, işlem ve eylemlerimiz hep bu yönde olacak; fikir-dayanışma-eylem üçlüsü, herkes için, her zaman ve her yerde hukuk hedefine yönlendirilecek” söylemini öne çıkardı. İki yıllık görev süresinin ilk yılını İstanbul Barosu tüzel kişiliği adına yerine getirilen görev ve kullanılan yetkiler damgaladı. Baro yönetimi, hukuk ve akıl dışı çok yönlü resmi zincirleme operasyonlara maruz kalmış olmasına karşın, hukuk ortak paydasından hiç şaşmadı.
Baro yönetimi, birçok yönden eleştirilebilir, eleştirilmeli de ancak eleştirilemeyecek tek özelliği, anayasal düzene bağlılığı ve bu çerçevede Avukatlık Kanunu gereği, “hukukun üstünlüğünü savunma ve insan haklarını koruma” görev ve sorumluluğunu ödünsüz yerine getirme kararlılığıdır.
Bu kararlılığı ile İstanbul Barosu yönetimi, “demokratik çeşitlilik, hukuksal birlik” ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün birimlerinde geçerli kılınması için de görev ve sorumluluğunun bilincindedir. Hukuk ve yargı, siyasal iktidar tarafından araçsallaştırılamaz; siyaset, anayasal düzene bağlıdır. Ulusal ölçekte çoğunluğu elinde tutan gruplar, ülke genelindeki farklı demokratik birimlere saygı göstermek zorundadır. Hiçbir zaman gözardı edilmemesi gereken olgu şudur: hukuk güvenliğinin bulunmadığı bir toplum ve devlette, demokrasi işletilemez, barış kurulamaz.
İbrahim Kaboğlu İbrahim Kaboğlu