GERÇEK VE SÖZDE ANAYASAL GÜNDEM AYRIŞMASI

GERÇEK VE SÖZDE ANAYASAL GÜNDEM AYRIŞMASI

ANAYASA ihlalinin “Anayasa suçu”na dönüştüğü, Cumhuriyetin temel organları üzerinden “anayasal düzeni ilga” girişiminin öne çıktığı bir dönemde, kimi siyasetçiler, “darbe anayasası ve sivil anayasa” ikilemini dillerine pelesenk etti. Bu söylem ise, tam bir “gerçek ve sözde anayasa ayrışması” yarattı. Yakın geçmiş üzerine birkaç anımsatma, Anayasa ayrışmasını somutlaştırır:

1) Demokrasinin normatif altyapısı: 1982 Anayasasında 1987 – 2005 değişiklikleri, “ İnsan haklarına dayanan demokrasi” yoluyla hukuk devleti onarım süreci oldu. Değişikliklerin itici güçleri daha çok toplumsaldı.

2) Cumhuriyet Anayasacılığının sonu: 2007-2017 değişiklikleri ise siyasal karar süreçlerini, siyasal sorumluluk ilkesini ve Hükümeti tasfiye ile sonuçlandı. Bunda, faktör-aktör ve antrenör olarak başlıca üç kişi belirleyici oldu. Kurgu uygulaması, Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY) olarak nitelenebilir.

3) Değiştirilmez maddeler ikiyüzlülüğü: 2017 kurgusunun 8 yıllık uygulaması, üç anayasal hali ortaya çıkardı: demokratik/ otoriter ve fiili-keyfi. 2001 değişikliği sonucu, Cumhuriyetin niteliklerini (md.2), ilerletici, güçlendirici ve daha da koruyucu okuma, yorumla ve anlamlandırma olanağı doğdu. Ne var ki 2017 değişikliği, fiili ve keyfi uygulamalara yol açan otoriter hükümleriyle Cumhuriyetin niteliklerini zedeledi.

4) Darbe anayasası-sivil anayasa söylemi: ‘Darbe anayasası’ ve ‘sivil anayasa’ sözde ikilemine dayandırılan “yeni anayasa” söylemi, “üç anayasal hal” gerçeğini örtemez. Dünyevi bir norm olan Anayasa için ‘darbe’ ve ‘sivil’ nitelemeleri değil, Devleti nasıl örgütlediği ve hukuku nasıl yapılandırdığı öne çıkar.

5) Üç katmanlı hukuksuzluk: Bu gerçeği örtmek için, darbe anayasası ve sivil anayasa söylemleri eşliğinde yaratılan “süper dezenformasyon” ve “sıfır saygı” ikilemi, “hukuksuz Devlet”, “hukuksuz toplum” ve “hukuksuz ülke” şeklinde üç katmanlı hukuksuzluk yarattı.

6) Siyasal egemenlik ve toplumsal egemenlik: 2017 değişikliği, siyasal egemenlik normunu (md.6) fiilen askıya aldı. Bakan değişiklikleri için Resmi Gazete’de kullanılan “af talebi ve af kabulü” kayıtları, kaynağını Anayasa’dan almayan bir ‘fiili yetki’ kullanımı. Diyanet İşlerinden Milli Eğitime, din ve mezhep temelinde yürütülen faaliyetler, ‘toplumsal egemenlik’! provalarıdır.

7) Acil gündem üçlüsü: Bu ortam ve koşullarda anayasal devlet ve hukuk toplumu için acil gündem üçlüsü; anayasal bilgilenme hakkı, Anayasa’ya saygı ve TBMM önünde sorumlu bir Hükümet ereğinde Anayasa değişikliğidir.

8) Çifte farkındalık eksiği: 2005’te demokratik bir Anayasa’nın asgari koşulları temel norma yansımıştı. Koruyucu kuralları uygulamaya çalışmak yerine ‘yeni anayasa’ için çalıştık. 2017’de ise, iki yüzyıllık anayasal ve siyasal birikim sonlandırıldı. Yıkımı, anayasacılar olarak bile gerçekçi olarak okuyamadık.

9) Normatif altyapı kazanımı: Kurumsal anayasa hukuku bakımından erkler ayrılığı yerini çoğunluk partisi güdümüne bırakmış olsa da, 2017’de doğrudan hak ve özgürlük hükümleri değiştirilmedi (md.12-74). Bu ise, insan demokrasinin normatif altyapısı olarak insan haklarının yürürlüğünü muhafaza ettiği anlamına gelir.

10) Hukukun üstünlüğü ve insan hakları: Baroların bu ikili işlevi, tam da bu bağlamda tarihsel bir işleve dönüşüyor. Hukukun üstünlüğü, Yasama-Yürütme-Yargı erklerinin Anayasa’ya saygı göstermeleri amacıyla Barolar için öngörülen pozitif yükümlülüktür. İnsan haklarını korumak ise, savunma mesleğine içkin bir yükümlülük. Baroların bu ikili pozitif yükümlülüğü, Anayasal bilgilenme hakkı ve Anayasaya saygı için çok yönlü çalışmalar yanısıra, demokratik anayasa arayışını da kapsamına alır.

Barolar ve haydi haydi İstanbul Barosu, ‘gerçek ve sözde anayasal gündem ayrışması’nı geride bırakma yolunda güncel ve gelecek kuşaklara karşı tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya. (Gazete Baro, Temmuz 2025)

Yoruma kapalı.