HURAFE DEĞİL HUKUK İÇİN…

HURAFE DEĞİL HUKUK İÇİN…

“Sizin ‘tarikat-cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ve ben bu protokollerle bize hizmet eden, destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor. Protokol yaptığımız bu sivil toplum örgütleri sizin çocukları dağa çıkarmanıza engel olduğu için çatlıyorsunuz. Ben o STK’larla protokol imzalamaya devam edeceğim. ( MEB Y. Tekin, TBMM 18.12.23).

 

BİLGİ KİRLİLİĞİ

Yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra aynı çarpıtmaya döndük. ’28 Şubat süreci’nde, “Cemaatler ve tarikatlar, sivil toplum örgütü değildir” diyenler, demokrat olmamakla baskılanmaya çalışılıyordu.

Oysa sivil toplum örgütü (STÖ) olmanın ölçütleri bilimsel olarak belli idi: serbest üyelik, örgüt içi demokrasi ve üyelikten çekilme özgürlüğü. Kısaca STÖ’ler, ‘mikro-demokrasi’ modelleri.

Cemaat ve tarikatlardaki karanlık ve kirli ilişkilere kamuoyu, 17-25 Aralık 2013 ve 15 Temmuz 2016 sonrası, ibretle tanıklık etti:

-17-25 Aralık süreci, AKP-Cemaat koalisyonunda yolsuzluk-rüşvet-kara para aklama operasyonlarının dışa vurumu,

-15 Temmuz ise, koalisyon bozulunca eski ortağın anayasal düzeni silahla yıkma girişimi.

SBF mezunu Bakan,  Cemaat-STÖ farkını biliyor olmalı. Haliyle, bilgi kirliliği yaratarak din ve mezhep sömürüsü odaklı hukuk dışı yapılanmaları aklama iradesi açık.

 

DAĞA ÇIKMAK

Bilimsel-çağdaş ve laik eğitimin özgür ve sorumlu yurttaşlığın öncülü olduğu, toplum üyelerinin büyük bir kısmı tarafından biliniyor. Oysa “dağ zırvası” yerine,  “dindar ve kindar bir gençlik yetiştirmeyi amaçlıyoruz” deseydi, cemaat ve tarikatlarla resmi işbirliği beyanı ile tutarlılık gösterirdi.

 

ADLİYE VE ASKERİYE

Adalette çürüme son ayların olgusu değil. Yargı ile ilgili yasa önerileri arasında özellikle “yargıç sınav mülakatı” için, ya kalksın ya da kamera kaydı altında yapılsın önerilerine TBMM’de  “Dünyanın neresinde var? “ sözleriyle karşılık veren AKP’li vekile,  tepkim:  “Dünyanın neresinde bir gecede 4000 hakim ve savcı cezaevine gönderildi? Bu gidişle 10 yıl sonra, 14.000’i göndermek zorunda kalırsınız” .

Askeriye’deki cemaatleşmeye tepki olarak MSB Güler’e yöneltilen, “siz 15 Temmuzdan hiç ders almadınız mı?” sorusu (CHP Gn. Bşk. Ö. Özel), üçlü tabloyu tamamlıyor:

AKP-Cemaat döneminde, “yargı- milli savunma ve eğitim” hattında  başlatılan büyük yıkım harekatı, AKP-MHP döneminde genişletilerek sürdürülüyor. MEB beyanı da bu çerçevede okunmalı

 

HANGİ TÜRKİYE?

MEB devamla: “O sizin yaşadığınız Türkiye eski Türkiye. Ora bitti, vedalaşın. Uyanın uyanın. Türkiye artık bambaşka bir ülke… Türkiye yok artık. Bunu görün, uyanın.”

Bu sözlerin anlamı şu: artık (bilimsel-çağdaş-laik eğitim) ‘eski Türkiye’ değil, (çocukların cemaat-tarikatlar kucağında  mürit olarak yetiştirildiği) ‘yeni Türkiye’ var; buna alışacaksınız,

Eski rektörün, TBMM’de halkın temsilcilerine yönelik  tehdit edici sözleri, cemaat ve tarikatların üniversitelerde nasıl yuvalandıklarına da ayna tutmuş oldu.

Daha genel olarak, temelleri 2017’de atılan ‘Türkiye vizyonu’ ortaya konulmuş oldu: Hükümetin lağvedildiği, siyasal sorumluluğun kaldırıldığı ve siyasetin tasfiye edildiği tek kişinin keyfi yönetimi.

Siyasal kimlikten arındırılmış olduğu halde bakanın siyasal söylemi, Anayasa düzenini dinamitleyici işlem ve uygulamalarını ifşa etmiş oldu; aynı kürsüden içtiği Anayasa andını yadsıma pahasına.

 

UYANMAK GEREK

“Uyanın” diyen Bakan haklı, hurafeye karşı hukuku savunanlar artık uyanmalı. Ayrışma, hurafe (boş inançlar) ve hukuk (toplumsal düzen için toplumsal gereksinimleri karşılamaya yönelik normlar) arasında.

Cumhuriyet’in 100. ve İHEB’in 75. Yılı vesilesiyle gündeme getirdiğim direnme hakkı için meşruluk ve gereklilik koşulları hazır. Hangi amaçla ve nasıl? “Hurafelere dayalı totalitarizmi” önlemek  ve –demokratik hukuk devleti ereğinde- yürürlükteki anayasal  kazanımları korumak için bütün düşünsel, hukuksal ve eylemsel araçları kullanarak.

İbrahim Ö. Kaboğlu (BirGün, 21 Aralık 2023)

Yoruma kapalı.