YARGILANAN VE AKLANAN “HUKUK HAKKI”

YARGILANAN VE AKLANAN “HUKUK HAKKI”

İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu’na karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22.12.2024’te başlatılan ve tümüyle hukuk dışı olan soruşturma sonucu açılan dava, 09.01.2026 günü İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aklama kararı ile sonuçlandı. Dava savcısı, kararın açıklanmasını izleyen dakikalarda istinaf itirazında bulundu.

Gerekçesini beklemeden karara itiraz, “dava saiki”ni ortaya koyması bakımından anlamlı. Zira, savcılık işlemleri, tümüyle niyet okumaya dayalı olup, bu saikle açılan ve yürütülen dava, hukuk düzenine ve adil yargılanma hakkı gereklerine aykırı idi. Bu nedenle, ‘son söz’! e şu vurgu ile başladım: “Sav+savunma+hüküm üçlüsünde eğer adil yargılanma hakkı gereklerine saygı gösterilse de, siyasal davalara ve düşünce suçlularına harcanan emek ve zaman, gerçek suçlu davalarına yönlendirilebilirdi… Adil yargılanma hakkı, en çok ihlal edilen hak.”

‘Son söz’den kesitler:

Norm+ahlak+haysiyet (etik) halkalarında kurallar, ilkeler ve değerlerle çevrili hukukçular, sav+savunma+hüküm üçlüsünde farklılaşmalar olsa da, ortak paydalarda buluşabilmeli. Hukuk düzenini okuma, anlamlandırma ve uygulama konusunda asgari standartlar geçerli olmalı. Bu bakımdan, emredici ve yasaklayıcı Anayasa kuralları açısından sorun olmamalı. Ortak paydalar ise, takdire bağlı kurallarda aranmalı. Tutuklama kararı, tipik örnek: belli koşullar olsa da, “tutuklanabilir” kaydı öngören madde 19/III, ölçülülük ilkesi (md.13) gereğince, adli kontrol yaptırımı uygulanmalı. Ne var ki, tanık olduğumuz tutuklamaların çok büyük bir kısmı Anayasa’ya aykırı.

Yargıcın tekelci yetkisi ve görecelilik payı vurgulanmalı. Savaş durumunda dahi korunan insan haklarının sert çekirdeği olarak suçsuz sayılma hakkı, yargı kararına dek sürer. Bu konuda, yargıcın tekelci yetkisinden de söz edilebilir. Düşünce ve kanaat hürriyeti de, sert çekirdek alanında yer alır; ancak açıklanmakla göreceli hale gelir; çünkü hukukun koruma alanı dışında yer alan şiddete çağrı, ırkçılık ve hakaret-sövme vb. ifadeler, yaptırıma tabi tutulabilir.

Mahkeme kararlarına uyma zorunluğu için iki meşruluk dayanağı: Yasa, Anayasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaat (md.138/I) ve gerekçe (md.141/III). Bu çerçevede; suçsuz sayılma hakkını tekelinde tutan yargıç, gerek sav+savunma+ hüküm üçlüsünde, gerekse yasama+yürütme+yargı ekseninde ortaya çıkan ihlaller karşısında seyirci kalabiliyor ise, kendi kararlarının meşruluğunu tartışmaya açmış olur.

Toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı temel alınarak yazılan Cumhuriyetin nitelikleri (md. 2), normatif değere sahiptir. İnsan hakları, demokrasi ve hukuk devleti, nitelikler sacayağı olarak da görülebilir. Hukuk devleti, devlet örgütü olarak erkler ayrılığını (yasama+yürütme+yargı), hukuki yapılanma olarak da normlar hiyerarşisini (yasa, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve hukukun genel ilkeleri) gerekli kılar. Bu bağlamda hukuk, birlik; demokrasi ise çeşitlilik sembolü: çeşitlilik içinde birlik.

Demokrasi ve insan hakları ilişkisi, şu tanımda somutlaşır: normatif altyapısı insan hakları olan anayasal (hukuki) düzen, demokratiktir. Çeşitlilik içinde birlik ve demokrasi tanımı, demokratik kurum ve yapılar arasındaki farklılaşma ve çeşitliliği de kapsamına alır. Ulusal ölçekte ortaya çıkan çoğunluk iradesi ve yerel ölçekte baskın gelen demokratik irade ayrışması pek doğal; Barolar gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları da, ilk ikisi ile örtüşmeyen eğilimleri yansıtabilir. Hukuka bağlılık, hepsi için ortak payda oluşturur.

Hukukun üstünlüğünü savunma ve insan haklarını koruma yükümlülüğü, Baroları, Devlet düzleminde hukuk devleti ve demokratik devlet, toplum katında ise, hukuk toplumu ve demokratik toplum dörtlüsünün uyanık bekçisi kılmaktadır. Bu işlevi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olarak “mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlama” görevi ve demokratik yapısı (md.135) pekiştirir.

İstanbul Barosu ne yaptı? Yasalar, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda kurumsal ifade özgürlüğü (meşru araç) ile HUKUK HAKKI’nı kullandı. Ne var ki İstanbul Barosu, açıklama metni ile ilişkisi olmayan kavram ve yorumlar yapılarak, niyet okuma yoluyla yargılanıyor. Bu nedenle bu dava, savaş hukukunda bile korunan insan haklarının sert çekirdeği (md.15/2) yadsınarak yapılan yargılamadır.

Sav+savunma+hüküm diyalektiğinde; birinin, diğerinin haysiyeti ile oynaması, başta kendisinin ve bütün yargının saygınlığına gölge düşürmektedir. “İstanbul’da da yargıçlar var” (Gazete Baro, Mayıs 2025) görüşümü doğrulayan ACM kararının, siyasal nedenlerle kurulan sanık sandalyelerinin kırılmasında esin kaynağı olması dileğiyle.

Yoruma kapalı.